... ::: Site Sıcaklığı ve Paylaşım Mekanı ::: ...

...::: ÜYELERİMİZE SINAVLARINDA BAŞARILAR :::...
 
PortalliAnasayfaSSSAramaKayıt OlÜye ListesiKullanıcı GruplarıGiriş yap

Paylaş | 
 

 Trük halk edebiyatı

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Tuana Katresi
SiTE YöNETiCiSi
 SiTE YöNETiCiSi
avatar

Mesaj Sayısı : 79
Yaş : 30
Nerden : KAYSERİ
Meslek : Aslan_Gayserilim
MSN Adresi : sukruharmanci@hotmail.com
Kayıt tarihi : 03/08/07

MesajKonu: Trük halk edebiyatı   Salı Kas. 27, 2007 1:53 pm

Halk Edebiyatı




Divan edebiyatı dışında kalan âşık şiiri gibi hece ölçüsünü esas alan ürünlerle, atasözü, destan, masal, hikâye, fıkra, ninni, türkü, bilmece, mani, ağıt gibi söyleyenini genellikle belirliyemediğimiz sözlü ürünler "halk edebiyatı" adı altında toplanmaktadır.

ÂŞIK EDEBİYATI

Âşık, Türk halk edebiyatında, aşağı yukarı XI. ve XII. yy'ın başından beri görülen şair tipidir. Âşığın şairlik gücünün, rüyasında pirinin sunduğu "âşık badesi"ni içmekle ve "sevgilisi"nin hayalini görmekle kazandığına inanılır. Halk âşığı sözünün yerine "halk ozanı" ifadesi de kullanılır. Halk âşıkları hemen her konuda sayısız eserler bırakmışlardır. Bu ürünlerin önemli bir bölümü okuma yazma bilmeyen âşıklarca irticalen söylendiği için unutulmuş bir bölümüde cenklere yazılı olarak korunmuştur. Âşıkların söyledikleri şiirler yani halk şiirleri hece ölçüsüne göre irticalen söylenir.

Dini ve tasavvufi konulu halk şiirlerine tekke şiiri denir.

Şiir Sanatı

Dildeki anlam, ses ve ritim öğelerinden yararlanarak bir duygu, düşünce ya da olayı, yoğun ve sıradışı anlatma sanatı olarak tanımlanabilir. İnsanoğlunun en eski ve kendine özgü anlatı türlerinden biri olması nedeniyle, bugüne kadar şiirin pekçok tanımı yapılmış, ama hiçbirinin bu kavramı tam olarak açıklayamadığı görülmüştür. Bu tanımlardan en yaygını, şiiri düz yazının karşıtı olarak gösteren tanımdır. Bir başka deyişle şiir düzyazıyla anlatılamayan duygu ve düşüncelerin ses uyumlarıyla, kulağa hoş gelecek biçimde oluşturulan dizelerle anlatılmasıdır. Ama bu tanım manzumeyi de kapsar. Şiiri manzumeden ayıran özellik ise, manzumenin yüzeysel ve sıradan olmasına karşılık, şiirin yoğunluk ve derinlik taşımasıdır. Ölçü ve uyak, çağlar boyunca şiirin en ayırıcı niteliği olarak kabul edilmiştir. Ne var ki, yalnızca ölçü ve uyakla şiir yaratılamayacağı gibi, özellikle 20. yüzyılda ölçü ve uyak kullanılmadan da çok başarılı şiirlerin yazıldığı görüldü. Bunun sonucunda düzyazının nerede bitip nerede başladığı önemli bir sorun olarak ortaya çıktı. Düzyazıda dil yalnızca bir bildiri iletmenin amacıdır; bildiri iletildikten sonra sözcüklerin anlamı kalmaz. Şiirde ise vurgu, sözcüklerin aktardığı bildiri kadar sözcüklerin üzerinde de yoğunlaşır. Yani şiir de neyin söylendiğinden çok nasıl söylendiği önemlidir.

MANİ

Söyleyeni belli olmayan, genellikle 7'li hece ölçüsüne göre söylenen dörtlüklerdir. Doğu Anadolu'da mani yerine bayatı sözü de kullanılmaktadır. Uyak düzeni a - a - b - a şeklindedir.



TEKERLEME

Daha çok çocuk geleneklerinde yer alan baş uyak ve uyaklarla elde edilen, ses ve sözcük benzerliğine göre sıralanan söyleyeni belli olmayan ürünlerdir. Şu şekilde sınıfladırılırlar;

Masal tekerlemeleri
Oyun tekerlemeleri
Tören tekerlemeleri

TÜRKÜ

Türkiye'nin sözlü geleneğinde, bir ezgi ile söylenen halk şiirinin her çeşidini göstermek için en çok kullanılan ad "türkü"dür. Özel durumlarda ya da ezginin, sözlerin çeşitlemesine göre ninni, ağıt, deyiş, hava adları da kullanılmaktadır.

NİNNİ

Çocuğun uyumasının sağlanması ya da ağlamasının durması için, sade bir dille ve hece ölçüsüne göre ezgili olarak söylenen ürünlerdir. Söyleyeni belli olmayan bu ürünler dörtlüklerden ve nakarat bölümlerinden oluşur.

AĞIT

Doğal afetler, ölüm, hastalık vb. çaresizlikler karşısında korku, heyecan, üzüntü, isyan gibi duyguları ifade eden ezgili ürünlerdir. Ağıt söyleme işine ağıt yakma, ağıt söyleyenlere ise ağıtçı denilmektedir

MASAL

Hayal ürünü olan, bilinmeyen bir zamanda geçen, anlatılanlara inandırmak iddiası bulunmayan anlatım türüdür. Dinleyicinin dikkatini masalda toplayabilmek için masalın başında, sonunda ve bazen uygun görülen yerlerde masal tekerlemeleri söylenmektedir

FIKRA

Yaşamsal olaylardan hareketle anlatılan, anlatılanlardan bir sonuç çıkarma amacında olan, nükte, hiciv, mizah unsuru barındıran kısa sözlü ürünlerdir.

HİKÂYE

Kaynağını gerçek yaşamdan alan, anlatıya sazın - ezginin eşlik ettiği, ses ve mimiklerin kullanıldığı uzun soluklu anlatım türüdür.

Boyutları açısından ikiye ayrılırlar:

Efsaneden, masaldan ya da gerçek yaşamdan alınmış, bir tek olay çevresinde geçen yapısı basit, kısa hikâyelerdir. Türküleriyle birlikte en çok iki saatlik anlatma süresi vardır.
Daha çok kalabalık kişileri, birbiri ardından gelen beklenmedik durumları ve bunun sonucu olarak da az çok çapraşıklaşan olayları birbirine ekleyerek anlatıya uzun bir süre sağlayan hikâyeler. Bu hikâyeler 1-7 gece devam edebilir.

BİLMECE

Doğa olayları ile insan, hayvan ve bitki gibi canlıları, eşyaları, dinî konu ve motifleri kapalı bir şekilde soran çağrışımlarla bulunmasını amaç edinen kalıplaşmış sözlerdir. Bu sözlerin karşılıkları tartışılmadan kabul edilmiştir.


ATASÖZÜ

Atalarımızdan günümüze kadar ulaşan, belirli bir yargı içeren, söyleyeni belli olmayan düz konuşma içinde kullanılan sözlerdir.


EFSANE

Halk edebiyatı ürünlerinden biri olan efsaneler, geçmişle günümüz arasında kültürel aktarımı sağlayan, insanın ve onun oluşturduğu kültürel yapının anlaşılmasına katkıda bulanan alanlardan biridir. Gerçek ve hayali varlıklara, yer ve olaylara olağanüstü özellikler atfederek oluşturulan, anlatılanların gerçek olduğuna ilişkin inançla birlikte kişinin bireysel - toplumsal yaşamını yönlendiren söyleyeni belli edebiyat türlerinden biridir. Konularına göre şöyle sınıflandırılır;

Tarihi yer, kişi ve olaylarla ilgili efsaneler
Olağanüstü varlıklarla ilgili efsaneler
Hayvanlarla ilgili efsaneler
Dinsel konularla ilgili efsaneler
Bitki ve ağaçlarla ilgili efsaneler
Doğal çevre ve olaylarla ilgili efsanel

İLENÇLER (BEDDUALAR)

İlençler (beddualar), günlük yaşantımızın ayrılmaz bir parçası, halkbiliminin de çok önemli bir konusudur. Büyüklerin küçüklere, küçüklerin büyüklere ya da kızgın insanların birbirlerine karşı olan öfkeleri, hınçları, kızgınlıkları, çaresiz direnişleri hep o sözlerde yansır. Onlar yalındır, yapmacıksızdır, anlamı açıktır. Umutlarla umutsuzlukların, korkularla sevinçlerin, öfkelerle pişmanlıkların bir bileşkesidir o sözler. İnegöl’de söylenen o sözlerden bir demeti şöyle sıralayabiliriz
İSİMLER, TAKMA ADLAR VE KONMA NEDENLERİ

İsimler ve takma adlar bir arada yaşayan insanları daha kolay tanımaya, birbirinden ayırt etmeye yarayan simgelerdir. Bayan isimleri genellikle yumuşak tatlı, melodili, kulağa hoş gelen ve insanın hoşuna giden sözcüklerden oluşmaktadır. Erkek isimleri ise erkek kimliğine daha uygun düşen sert sözcüklerden meydana gelmektedir. Bu sözcükler, erkeklerin yaşam biçimindeki gibi kuvveti simgelemektedir.

Takma adlar, kişilerin kimlerden olduğunu ayırt etmede daha belirleyici unsur olarak karşımıza çıkmaktadır. Takma adların doğuş nedenleri arasında meslek, çalışkanlık, tembellik, yerleşim merkezi, etnik köken, kıskanma duygusu, gıpta duygusu, fiziksel özellikler, çevreye karşı tutum, aileyle ilgili geçmişten gelen söylem gibi nitelikler yer almaktadır.

İnegöl’de kullanılan isimler, Türkiye’nin her tarafında kullanılan isimlerdir. Bu nedenle onlardan örnekler verilmesine gerek görülmemiştir. Takma adlar ve konma nedenlerine örnek olur düşüncesiyle halk kesiminden seçilen örneklerle yetinilmiştir. Bu örnekler şöyle sıralanabilir.

Acaroğulları: “Acar” soyadından ileri gelmekte, aynı aileden gelen tüm bireyleri anlatmaktadır.
Akbabalar: Soyadı “Akbaba” olan ailenin bireylerine denir.
Almanyalılar: Bir süre Almanya’da kaldıkları için bu adla anılırlar.
Amet Çavuşlar: Askerde çavuş olarak görev yaptığından dolayı bu adla tanınırlar.
Arabacı Yaşar: At arabasıyla geçimini sağladığından dolayı denir.
Ballıklı Sütçü Hasan: Ballık köyünden gelme olup süt sattığı için bu adla anılır.
Bekçiler: Aile büyüğünün mesleği bekçilik olduğu için.
Belbeller: Aile büyüğü berberlik yaptığı için.
Calgıcı Arif: Düğünlerde çalgıcılık yaptığı için.
Çargan Hatçe: Çok konuştuğu için.
Değirmenciler: Köylerinde değirmenleri olduğu için.
Elektrikçi Selimler: Selim isimli kişinin aile boyu bu işi yapması nedeniyle böyle anılmaktadır.
Ezan Dede: Ezana on dakika varken camiye gittiği için.
Fırıncılar: Fırınları olduğu için.
Gölemenliler: Gölemen köyünden geldikleri için.
Habeş Osman: Ne yaptığını tam olarak bilemediği için.
Karabıyık Mustafa: Kara bıyıklı olduğu için.
Koreliler: Aile büyüğü Kore’de savaştığı için.
Kürt Yusuf: Kendisinin hangi kökenden geldiğini anlayabilmek için.
Lümbeli Mustafa: Lümbe köyünden geldiği için.
Pomak Ahmet: Pomak olduğunu belirtmek için.
Sağarların Fatma: Babası sağır olduğu için.
Seyde Ağalar: Çok malları olduğu için.
Şişko Fadime: Çok şişman olduğu için.
Tatarlar: Tatar kökenli olduğu için.
Tekel Hatçe: Sürekli Tekel’e gidip mal aldığı için.
Tilki Remzi: Kurnaz olduğu için.
Topal Sülko: Topal Süleyman anlamında.
Topçu Mustafa: Top diktiği için.
Torunlar: Torunuyla gezerken herkesin ilgisini çektiği için.
Uzun Caferler: Çok uzun boylu olduğu için.
Yılanlı Karı: Kadının içinde yılan olduğuna inanıldığı için.
Sedirlinin Aziz Efendi
Yağcıların Ahmet Ağa
Kıl boyunun Ali Efendi
Çıravzın Ali
Tahta Pıcağın Ömer
Yorgansızın Üssün Oyma kapılının Hüseyin
Altı aylığın Ali Bey
HALK EDEBİYATI KONULU HAGEM YAYINLARI

Öyküleriyle Ağıtlar, Ahmet Z. Özdemir, 1994
III. Milletlerarası Türk Halk Edebiyatı ve Folkloru Kongresi Bildirileri, 1995
İpekyolu Uluslararası Halk Edebiyatı Sempozyumu Bildirileri, 1995
Nasrettin Hoca Sempozyumu Bildirileri, 1997
V. Milletlerarası Türk Halk Kültürü Kongresi Halk Edebiyatı Seksiyon Bildirileri 1-2, 1997
1994-1995 yılları Halk Şairleri Arası "Aile ve Toplum" ile "Hoşgörü" Konulu Şiir Yarışmaları
Yazarı Belli Olmayan Bir Fütüvvetnâme, Doç. Dr. İbrahim Aslanoğlu, 1997
Halk Edebiyatında Hz. Ali Cenknâmeleri Prof. Dr. İsmet, 1997
Dobruca Türk Halk Edebiyatı Metinleri Prof. Dr. Enver Mahmut, Dr. Nedret Mahmut, 1997
Pertev Naili Boratav'a Armağan, 1998
Yaşayan Halk Ozanları Antolojisi, 1993

_________________


Ben Seni Bıraksam Da
Sen Beni Bırakma Ya Rab !!!

Güzel Gören Güzel Düşünür;
Güzel Düşünen Hayattan Lezzet Alır...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://sukruharmanci.phpbb9.com
 
Trük halk edebiyatı
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
... ::: Site Sıcaklığı ve Paylaşım Mekanı ::: ... :: GT Edebi Türler :: Halk Edebiyatı-
Buraya geçin: